Nisan 15th, 2012 | Author:

Uludağ / Diamond Rotası tırmanışımız sırasında çektiğim kısa bir motivasyon filmi. İyi Seyirler.

Yapım ve Kurgu: Onur Acar (www.onuracar.com.tr)

Canon G12 / Canon 28-145

Tırmanış Ekibi: İlke Bekçi, Demir Aydemir, Onur Acar

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter
Category: Genel  | Leave a Comment
Şubat 11th, 2012 | Author:

Sabah saat 06:00’da Kars’tan bindiğimiz Akyaka Banliyösünde artık soğuktan ayaklarımızı hissetmiyoruz. Eldevinlerin içindeki ellerimize batırılan binlerce toplu iğne acısı başka bir sorun. Yan kompartımandan gelen sohbet ve gülüşme sesleri biraz sinirimi bozuyor. Nasıl oluyor da bu soğukta gülebiliyorlar?

Cevabı basit aslında. Yılın neredeyse 7 ayı sıcaklığın eksi derecelerde olduğu bu toprakların gerçek sahibi onlar çünkü. Doğanın, kışın ayrı yazın ayrı sert olduğu olduğu bu topraklarda yaşamayı öğrenmişler, biliyorlar. Büyük metropollerde yağan birazcık kar için nükleer serpinti yağıyormuşcasına yaygara koparmayı tercih edenlerin temsilcileri olarak ağzımızı açacak dermanımız yok.

07:30 – Kondüktör ‘Akyaka’ diye bağırıyor. Çekim yaptığımızı gören kondüktör yanımıza yaklaşıp gülümseyerek yazımın başlığını söyleyiveriyor. ‘Son İstasyon Akyaka. En doğudasınız beyler. Hoşgeldiniz’.

Hava halen çok soğuk. Trenin bir kaç fotoğrafını çektikten sonra kendimizi kasabanın var olan tek pastanesine atıyoruz. Şansımıza kuru pasta yerine çorba var. Garson’un ‘yabancımısınız?’ sorusunu kaloriferi kucaklayaşımdan sormadığına eminim. Kapıdan girdiğimiz andan itibaren anlamıştı çünkü. ‘Buraya memur dışında yabancılar gelmez’ dedi.

Eski adı Kızılçakcak olan Akyaka, Ermenistan sınırına çok yakın bir sınır kasabamız. Kanuni Sultan Süleyman tarafından feth edilerek Osmanlı topraklarına katılan kasaba, bir süre Rus işgalinde kalmış. Yaklaşık 40 yıl süren Rus işgalinden sonra 1920 yılında tekrar Türk topraklarına katılmıştır.  Kasaba’da Rus işgalinin izlerini taşıyan ve şu anda koruma altında olan Rus mimarisinin seçkin örnekleri mevcut.  Tren istasyonu binası, istasyon lojmanları, tren su kulesi bunlardan bazıları.  Koruma altına alınan bazı binalar bütçe beklediğinden korunmaktan ziyade  çürümeye terkedilmiş gibi duruyor.

Kasaba etrafındaki turlarımız sırasında bir polis ekip arabası yanımıza yaklaşıyor. Malum sınır kasabası ve hassas bölge. Kibarca bizi uyarıyorlar. Doğu’ya bakıp fotoğraf ya da film çekmek yasak ama yine de anlayışlı davranıp bizi tekrar kendi halimize bırakıyorlar.

Akyaka yakın bir tarihe kadar doğudaki son tren istasyonu değildi. Açık olan Ermenistan sınır kapısından trenler gidip geliyordu. Karabağ Savaşından sonra Nisan 1993’te sınır kapatıldı. Belgesel projesi kapsamında sınırdaki demiryollarını çekmek için sınır kapısına doğru bir araç kiralayıp gidiyoruz. Ancak 2. Derece Askeri güvenlik bölgesi olan sınır kapısında demiryollarını çekim isteğimiz tereddütsüz reddediliyor ve sınır kapısından gözlemci eşliğinde uzaklaştırılıyoruz.

Akyaka’ya geri dönüyoruz. Evler arasında dolaşıyoruz. Türkiye’nin bir çok bölgesinde bulunmama rağmen hiç bu kadar misafirperver bir tavırla karşılaşmadığımı belirtmem gerekiyor. Bizi gören herkes mutlaka evine davet ediyor. Bir çay içmemiz için yoğun ısrarlar yaşanıyor. Bu davetler arasında yoğun bir tempoyla hayvanları için saman seçen Eyip Amca’ya rastlıyoruz. O da herkes gibi işini gücünü bırakıp bizimle ilgilenmeye başlıyor. 61 yaşındaki Eyip Amca’nın evine konuk oluyoruz. Hiç çocukları olmamış. Eşiyle bir başlarına yaşıyorlar. Gençlerin kasabayı terketmesinden dert yanıyor ama her lafında ‘Allah Hükümetimize zeval vermesin’ demeyi eksik etmiyor. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu projesi üzerine konuşuyoruz. İnşallah gerçekleşir diyor. İlginç bir şekilde ekonomik getirisinden çok kültürel getirisinden bahsediyor. Çünkü hepimiz kardeşiz, Kürdü, Gürcüsü, Azerisi, Ermenisi. Eskiden öyleydik. Gidin bakın hepimizin yemekleri aynı, müzikleri aynı, dansları aynı. Proje belki yeniden barış getirir diye ekliyor.  Eyip Amca’nın eşinin hazırladığı keklerle birlikte çaylarımızı yudumluyoruz. Bizi bir geceliğine misafir etmek isteselerde dönme vakti geliyor. Batı bizi bekler…

Onur ACAR – Şubat 2012

Bu yazı www.onuracar.com.tr Editoryal bölümünden alınmıştır.

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter
Şubat 03rd, 2012 | Author:

Yazı ve Fotoğraflar: Onur ACAR

 

Fotoğrafları Büyültmek İçin Üzerlerine Tıklayınız.

Tarihi 5.000 yıl öncelerine dayanan Bitlis, tarihi boyunca çok şeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış, ticaret kervanları için önemli bir durak ve konaklama merkezi olmuştur. İsminin nereden geldiğine yönelik çeşitli söylentilerin içinde tarihçiler arasında en tutarlı olanı Büyük İskenderin becerikli kumandının adı olan ‘Bedleis’ ten gelmesidir. Büyük İskender’in alnında çıkan et parçaları için hekimler şifanın su da olduğunu söylerler. Diclenin kaynaklarını araştıran Büyük İskender’in bilginleri Bitlis yöresine kadar gelirler ve Büyük İskender bu kentin yaylalarındaki pınarların kaynaklarında kendine şifa bulur. Yemyeşil dağlarına hayran kalan Büyük İskender emrindeki komutanı Bedleis’e burada kendisinin bile alamayacağı bir kale yapmasını ister. Hindistan-İran seferinden dönen Büyük İskender bölgeye geldiğinde muazzam kaleyi görünce hayran kalır. Şehrin yönetimini komutana devreder bu şehre Bedleis adını verir.

Günümüzde kentte Büyük İskender döneminin zenginliği yaşanmamaktadır.   Ancak,  belki Bitlis Evleri, Bitlis’in hakettiği görkemli günlerine döndürebilir. Bunun için eşsiz bir altyapıya sahip olan şehirde kale, camiler, kiliseler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, çeşmeler ve tabi ki eşsiz taş evler müthiş bir potansiyel oluşturuyor. Düzgün kesme Ahlat taşından yapılmış bu evler, canlı kül renklerini günümüzde halen korumaktadır. Ahlat Taşı yapısı itibariyle volkanik olduğundan oldukça hafiftir. Taşın yapısındaki bu hafifliğe karşılık oldukça dayanıklıdır. Ahlat taşı, TSE standartlarındaki bir dolgu tuğlasının dayanımından yarı yarıya daha yüksektir. Volkanik Nemrut dağının etkisiyle taşın bölgede oldukça bulunması, işlenmesinin kolay olması bölge mimarisinde bolca kullanılmasına neden olmuştur. Taşın bir diğer özelliği yıllar içinde sertliğinin giderek artmasından dolayı doğa şartlarına karşı 
oldukça dayanımlı hale gelmesidir. Ancak ne acıdır ki insan faktörü doğa şartlarından daha yıkıcı bir etkiye sahiptir ve bugün bölgedeki tahribatın bir çoğu insanlar tarafından yapılmıştır.

Bölgeye yaptığımız ziyarette Bitlis’in taş evlerinden bir kaçını ziyaret etme şansı yakaladık. Ortalama her evin geniş bir avlu kapısı var. Ve evlerin girişlerinde hayır duaları taşlara usta işçiliklerle işlenmiş durumda. Evler dönem şartlarına göre ustalık ve ince zekayla dizayn edilmişler. Ana giriş kapılarının her biri başlı başına bir sanat eseri. Demir işçilikler muazzam. Kapılarda 2 adet tokmak mevcut. Bu tokmakların ince olanı bayan misafirler için ve kalın olanı ise erkek misafirler için tasarlanmış. Kapının çalınma sırasında çıkan sese göre gelen misafirin cinsiyeti ev halkı tarafından anlaşılıyormuş. Demir kapıda kullanılan antika sayılabilecek kilit ise halen sorunsuz şekilde çalışıyor.

Alt katlar bazı evlerde depo bazı evlerde hem depo hem ahır olarak tasarlanmış. Giriş kat ve üst katlar yaşam alanı olarak düşünülmüş. Evlerin giriş katı mutfak, banyo, tuvalet, kiler ve genelde 2 odadan oluşuyor. Evlerin Ahlat taşından yapılmışı olmasının verdiği bir diğer avantaj kışın sıcak ve yazın serin olması. Bitlis’te taş işçiliğinin yanında ahşap işçiliğininde dönemde ne kadar ileri düzeyde olduğunu evlerin içini gezerken görebilirsiniz. Odalarda bulunan dolaplar, kapılar ve tavan ahşap süslemeleri çok ince işçilikle yapılmış. Ahşapın yanında boya süslemeleri de yabana atılmayacak kadar ince işlikle yapılmış. Çatılarda genel olarak kütük-kiriş  sistemi ve çatıda son malzeme olarak kerpiç kullanılmış. Kerpiç düzenli bakım istediğinden terk edilmiş  bir çok ev, çatıdan su aldığı için hızlı bir çürüme dönemine girmiş.


Pencere kenarları doğal divan olarak yapılmış. Pek çarşıya çıkmayan ev kadınları güzel bir manzaraya sahip bu pencere kenarlarında ev işlerinden geriye kalan zamanlarını geçirmişler. Bitlis evlerinin bir diğer özelliği ise biraz da yamaçlara inşa edilmiş olmasının etkisinden dolayı hiç bir evin diğer başka bir evin manzarasını kapatmamasıdır. Neredeyse her ev eşsiz bir kent manzarasına sahiptir.

Evlerin içi olduğu kadar dış mimariside dikkat çeken özelliklere sahip. Evlerin küçük pencerelerinde 3 boyutlu niş süslemeleri mevcut. Bunun dışında pencerelerde taş çerçeve süslemeleri de dikkat çekiyor. Her bir duvarın üst köşesinde arapça yazılar mevcut. Bunların bazılarında hayır duaları bazılarında ise tarihteki kişilerin adları yazılı. Bizim gezdiğimiz evlerin birinde Yedi Uyuyanlar mağarsındaki kardeşlerin ve onların köpeğinin adı yazılıydı. Bazı evlerin dar sokaklara bakan duvarlarında kiriş ve duvar örmeleri aşağıdan yukarıya doğru daralan bir sistemle  inşaa edilmiş. Bundaki esas amaç ise sokaklardan geçen hayvanların ve  binek hayvanlara binen insanların sokaktan rahat geçmelerini sağlamakmış.

Mevcut ev sahipleri oldukça fakir. Evleri restore etmeye yetecek gelire sahip değiller. Şanslı bir kaç ev sahibi ilgili kurumlardan biraz ödenek almışlar ama bu ödenek çatı tamirine anca yetmiş. Bitlis Valiliği kısıtlı ödenekle bir Bitlis Evi’ni  Kültür evi olarak restore ediyor ancak yeterli değil. Sorun daha derinden neredeyse Tüm Bitlis Mimarisinin ve Şehir Planlamasının yeniden ele alınmasıyla gerçekleşecek gibi duruyor. Bitlis Taş evlerinin sahiplerinden alınarak restore edilmesi, sadece devletin değil yap-işlet-devret mantığı ile özel sektörün desteğini de almak gerekiyor. Az önce bahsettiğim şehir planlamasının da yeniden gözden geçirilmesi, kalenin etrafındaki çarpık kentleşme örneklerinin yıkılması, şehrin foseptik ve çöp yükününün bir ksımını çeken Bitlis deresinin temizlenerek ıslah edilmesi gerekmektedir. Tüm bu işlemlerden sonra Bitlis’in Türkiye’de ve Dünya’da ilgi göreceğine bugün başka kentlerin başardığını yapacağına eminim.

Bitlis hakettiği ilgiyi bekliyor.

Onur ACAR -Ocak 2012-

 








 

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter
Category: Genel, Gezi  | Leave a Comment